Çitgöl Kaplıca Termal Tesisler

Çitgöl Belediyesi Termal Tesisleri (Çitgöl Kaplıcaları)
Kovancık Mevkii Çitgöl Kasabası Sımav/ KÜTAHYA

Domuz Gribinin yayılmasi, tedavisi, kimler aşı olmalı

Sunumda anlatılanlar göz artı edilecek cinsten değil. Bunu gündemde tutmak kimlerin işine geliyor acaba?
İlgili yazılar
Domuz gribi tehlikesi
Konuya dilbilimsel ve sosyolojik açıdan bakan Doz ve domuz başlıklı yazıyı da okuyabilisiniz.

Parmak emme alışkanlığı için Geçiş Nesnesi

Bebek & Çocuk

Bebekle kurulan ilişkinin duygusal kalitesi, ihtiyaçlarının doğru anlaşılması ve zamanında karşılanması bu ilişkiyi güçlendirecektir. Uykuya geçişte “geçiş nesnesi” dediğimiz oyuncak gibi benimseyebileceği objeleri yatağına koymak onu rahatlatacaktır. Parmak emmeyi küçümsemek, utandırmak çözüm yöntemi olarak kullanılmamalı. Olumlu davranışlarına odaklanmak, sözlü övgüler ve teşvik edici minik ödüller kullanılmalıdır. Parmak emmek, çocuğun yaşamının ilk aylarından itibaren görülebilen bir davranıştır. Kendini rahatlatmaya yönelik yaptığı bu davranış zaman içerisinde annenin olmadığı ve sıkıntı hissettiği her durumda karşımıza çıkabilir.

Bebeklerin her ağlamasını ve rahatsızlık hissettikleri durumları emzirerek geçirmeye çalışmak zaman içerisinde kurulan bağın bağımlılığa dönüşmesini sağlamaktadır. Oysa ilişki kurmanın ve bebeği rahatlatmanın bir çok şekli bulunmaktadır. Annenin memesinin yerini tutan parmağı emmekten vazgeçmek, ilerleyen dönemlerde pek de kolay olmamaktadır. Bebekle kurulan ilişkinin duygusal kalitesi, ihtiyaçlarının doğru anlaşılması ve zamanında karşılanması bu ilişkiyi güçlendirecektir. • Uykuya geçişte “geçiş nesnesi” dediğimiz oyuncak gibi benimseyebileceği objeleri yatağına koymak onu rahatlatacaktır. • Parmak emmeyi küçümsemek, utandırmak çözüm yöntemi olarak kullanılmamalı. • Sağlığı ve gelişimi ile ilgili kaygılar iyi ifadelerle anlatılmalı.

• Bu anne ve çocuk arasında kazanılan bir savaşa dönüştürülmemelidir. •

Olumlu davranışlarına odaklanmak, sözlü övgüler ve teşvik edici minik ödüller kullanılmalıdır. Tırnak yemek, derilerini kopartmak ve yaşı büyümüş olmasına rağmen hala yoğun parmak emmek davranışlarını gösteren çocukların ortak özelliklerinin sıkıntı yaratan durumlarda ya da boş kaldıkları ve yönlendirilmedikleri anlarda bu davranışlara başvurdukları gözlenmektedir. Uzun süre yalnız kalmak, yaratıcı oyunları ve birlikte oyun oynamayı teşvik etmemek ve bunun gibi çocuğun durağan kaldığı durumların fazlalığında bu davranışlarda sıklıkla karşılaşılabilinir. Tırnak yeme, okul öncesi dönemde, öncelikle çevresindeki tırnak yiyen başka bir bireyi taklit ederek başlayabilir. Stres yaratan durumlarda, duygularını ifade edemediği anlarda ve yetişkinlerinden gerekli ilgi ve değeri görmediği zaman iç gerginliğini ifade etmek için yarattığı bir duruma dönüşebilir. Yoğun yaşandığını düşündüğünüz bu davranışları çözmeye çalışmadan önce aile sisteminizin işleyişine çocuğunuzla kurduğunuz ilişkideki karşılıklı duygu alışverişinize ve bütün bu davranışları etkileyebilecek başka faktörlerin olup olmadığına dikkatlice bakmak gerekir. Sıklıkla tekrar eden ve çocuğun sosyal uyumunu bozan davranışlarda ise bir uzmana başvurulması gerekir.

VKV Amerikan Hastanesi Pediatri Bölümü Pedagog Güzide Soyak

Yoncalı Kaplıca Termal Oteller

Yoncalı Tütav Termal Otel ve Kür Merkezi
Yoncalı Köyü Tavşanlı Yolu KÜTAHYA

Yoncalı Hidroterapi ve Fizik Tedavi Hastanesi
Yoncalı -Kütahya

Mercan Termal Otel
Yoncalı Kaplıcaları Cumhuriyet Mah. Mercan okak KÜTAHYA

Huzur Apar Otel
oncalı kaplıcaları

Dopan Apart Pansiyon
Yoncalı Kaplıcaları

Yıldız Pansiyon
Yoncalı Kaplıcaları

Sefa Apart
Yoncalı Kaplıcaları

Mercan Pansiyon
Yoncalı Kaplıcaları

Lale Pansiyon
Yoncalı Kaplıcaları

KÜTAHYA AY PANSİYON
Yoncalı Kaplıcaları

KÜTAHYA EMET PANSİYON
Yoncalı Kaplıcaları

Peeling Hangi Sıklıkla Yapılmalı

Peelingin azı da çoğuda cildimize zarar verir, o zaman peeling hangi sıklıkla yapılmalı. Peelingler, cildi ölü hücre ve aknelerden temizler, sivilce çıkmasını engeller. Cildin nefes almasını sağlar, parlaklık ve canlılık verir. Kırışmasını engeller, kırışıklıkları açarak hafiflerir. Cildimizdeki lekeleri hafifletir bir kısmınıda tamamen yok eder. Peelingin cilde  faydaları say say bitmez. 

Peelingin zamanını cildimiz belirler. cildimizin  tipine göre zamanı ayarlamamız gerekir.Normal , hassas ve kuru  cilde sahip olanlar haftada bir defa, yağlı cilde sahip olanlar ise haftada iki defa peeling yapmalıdır.

Dopan Apart Pansiyon

DOĞAN APART PANSİYON KÜTAHYA ilinin YONCALI beldesinde bulunmaktadır . Tesis 1986 yılından beri hizmet vermektdir. Huzuru arayan ve hoş bir tatil geçirmek isteyen kişiler için ideal bir aile tesisidir . Apartabütün ihtiyacınız olan ; apart hizmetleri market, kaplıcalara 5 dakikadan daha kısa mesafededir .Tesiste 16 apart hotel odası bulunmaktadır . Her apartta buzdolabı, setüstü ocak , aspiratör , mutfak malzemeleri , gardolabı , yemek masası , koltuk , 1 çift kişilik yatak ve bir çekyat yatak bulunmakta ; 4 kişinin rahat konaklayabileceği şekilde tasarlanmıştır . Ayrıca ücretsiz kablosuz internet wireless hizmetide sunulmaktadır.

İletişim Bilgileri
Adres :Yoncalı Kaplıcaları / KÜTAHYA
Tel: 0 274 249 42 22
0 274 249 40 30
0 538 660 50 56
E-Mail:doganapart@gmail.com

http://www.apartdogan.com

Kalp krizi, kalp krizi belirtileri

 Kalp krizi, kalp krizi belirtileri

Kalp krizi damarların tıkanmasıyla başlayan bir durumdur. Bu durum damar açılana kadar devam eder. Eğer damar açılmazsa 8 ila 24 saate kadar devam eder ve geçer.
Bazen damar tam tıkanmasada kişilerde ağrı olabilir. Bu ağrı yürümekle, merdiven çıkmakla, bazen yemek yendikten sonra olabilir. Bu ağrı kalp krizi ağrısı değildir. Buna anjina pektoris denir.
Kolesterol yüksekliği(ldl), hipertansiyon olması, sigara kullanımı, ailede herhangi birisinin kalp krizi geçirmiş olması, şeker hastalığı bu gibi etkenler kalp krizi geçirme ihtimalini arttırabilir.

İlgili bağlantılar: kalp krizi belirtileri, kalp vücut geliştirme ilaçları

Özel hastaneler- Ankara

 Özel hastaneler  Ankara

1. Güven Hastanesi: A Blok: Şimşek Sokak No:29 06540 Kavaklıdere/ANKARA
B Blok: Paris Cad. No:58 06540 Kavaklıdere/ANKARA
Telefon: Hastane ( Santral ): 0 312 457 25 25

2. Başketn üniversitesi Ankara Hastanesi:
Adres : Fevzi Çakmak Caddesi 10. Sokak No:45 06490 Bahçelievler / ANKARA
Telefon:(0 312) 212 68 68

3.ANKARA YÜZÜNCÜ YIL SAĞLIK İŞLETMELERİ A.Ş 33. Cad. No: 12 06530 Yüzüncüyıl / ANKARA
Telefon: (0312) 284 08 08

4.Lokman Hekim Hatanesi: Etlik Lokman Hekim Hastanesi
Gn. Dr. Tevfik Sağlam Cad. No:119
Etlik/Ankara
Sincan Lokman Hekim Hastanesi
Andiçen Mah. Polatlı 2 Cad. İdil Sok. No:40
Sincan/Ankara

5. Bayındır Hastanesi: Bayındır Hastanesi Söğütözü
Eskişehir Yolu Söğütözü 06520 Ankara
Telefon: 312 287 90 00
Bayındır Hastanesi Kavaklıdere
Atatürk Bulvarı No: 201 Kavaklıdere 06680 Ankara
Telefon: 312 428 08 08
İlgili bağlantılar: Ankara özel hastane, hastane

Afyon 4 Yıldızlı Kaplıca Termal Oteller

Çakmak Marble Hotel
Süleyman Gönçer Cad. No:2 Afyonkarahİsar / Türkiye

Çocuklarda Ayakkabı Seçimi

Yeni yürümeye başlayan çocuklara ayakkabı giydirmemek çocuğun ayak sağlığı için çok faydalıdır. Tabanı olan ayakkabıların erken giydirilmesi ayak kaslarının gelişmesini engeller. Taban çukurunu oluşturacak kaslar bebek ayağa kalkıp yürümeye başladıktan sonra gelişmektedir. Ayakta durma ve yürüme ayak ve bacak kaslarının çalışmasını sağlayarak onları kuvvetlendirir. Özellikle 2 yaşına kadar evde çocuğun çıplak ayakla bırakılması sağlanmalıdır.

Çocuğa erken ayakkabı, bilhassa sert tabanlı ayakkabı giydirmek, ayak kaslarının gelişmesini engelleyerek düz tabanlığın oluşmasını kolaylaştırır. İlk 1 yaşta ayak tabanı çukurunun tam gelişmemesi dolayısıyla düz tabanlık normal olarak kabul edilir.

Ayakkabı alırken nelere dikkat etmek gerekir;

Çocuğun evin dışında yürümeye başladığı zamanlarda seçilecek ayakkabının tabanı yarı yumuşak olmalıdır,

Ayakkabının ölçü seçimi yapılırken çocuk ayakta durmalı, ayak baş parmağının ucu ile ayakkabının burnu arasında yaklaşık 1 cm boşluk olmalıdır,

Çocuğun ayakları aylar içinde hızla büyüdüğünden 3-4 ayda bir ayak-ayakkabı oranı tekrar değerlendirilmelidir,

Ayakkabı tercihini, botların çocuk bileğini daha iyi kavrayacağı düşünülürse bottan yana kullanmak daha uygun olacaktır.

Düşük: Abortus

Tanım:
Gebeliğin ilk 20 haftası içinde, 500 gramdan az embriyo veya fetüs ve eklerinin tamamının veya bir kısmının uterus kavitesi dışına atılması olayına abortus denilmektedir (1977 Dünya Sağlık Örgütü tanımlaması). Kısaca, 20. gebelik haftasından önce herhangi bir nedenle gebeliğin sonlanmasına abortus (düşük) adı verilir. İlk 12 hafta içinde oluşan düşükler erken düşük, 13.-20. haftalar arası oluşanlar da geç düşük adını alır.

veya başak bir tanımla Gebeliğin 20. haftası tamamlanmadan önce (ya da bebek 500 gramlık ağırlığa erişmeden önce) herhangi bir nedenle gebeliğin bitmesine düşük adı verilir.

Gebeliğin yasal sınırlar içerisinde istek üzerine aile planlaması amacıyla sonlandırılmasına yasal tahliye, başka bir nedenle (anne adayının sağlık durumunun gebeliğin devamına izin vermemesi, bebekte yaşamla bağdaşmayan anomaliler olması veya ölmüş olması) sonlandırılmasına ise tıbbi tahliye adı verilir.

Gebeliğin sağlıklı ilerleyebilmesi için birçok şart uygun olmalıdır. Tabii ki ilk şart bebeğin sağlıklı olmasıdır. Daha sonra bebeğin büyüme ve gelişmesini sürdürebileceği “yuva” konforlu, sağlıklı olmalıdır. Son olarak, zararlı dış etkenler ile karşılaşma önlenmelidir.

Bebeğin sağlıklı olması; genetik şifresinin normal olması, rahim içine düzgün bir şekilde yerleşmesine bağlıdır. Genetik şifre bozukluğu (kromozomal anormallik), erken gebelik kayıplarının önemli bir çoğunluğunun nedenidir. Bu durum, doğanın bir savunma mekanizması olarak da yorumlanabilir. Zaten yaşamla bağdaşmayacak sağlıksız gebelik ürünü, erken evrede kaybedilmektedir. Geç gebelik kayıpları ise genellikle, genetik bozukluktan ziyade rahim ve rahim kanalının yapısal bozukluklarına bağlıdır. Bu yapısal bozuklukların başlıcaları; servikal yetmezlik, rahim duvarı yapışıklıkları ve rahim içi anatomik bozukluklarıdır.

Anembriyonik gebelik (anembriyonik=embriyo olmayan yani “boş” gebelik; ingilizce=blighted ovum)

Yapılan ultrasonda gebelik haftasına göre embriyo görülmesi gerekirken, embriyonun görülememesi durumudur. Embriyonun abdominal (karından yapılan) ultrasonografide takriben 6 haftalıkken, vajinal ultrasonografide ise takriben 5.5 haftalıkken görülememesi durumunda anembriyonik gebelik düşünülür (Ancak gebelik haftası değerlendirmesi yapılırken son adet tarihi baz alındığında oluşabilecek hatalar nedeniyle (geç yumurtlama gibi), haftaya bağlı yorum çok dikkatli yapılmalıdır). Gebelik kesesi bu durumda haftasına uygun büyüklükte olabileceği gibi, normalden büyük ya da küçük olabilir. Embriyo gebeliğin erken aşamasında aşağıdaki anlatılacak nedenlerden birine bağlı olarak ölmüş ve rezorbe olarak (”eriyerek”) görülmez hale gelmiş, ya da baştan beri hiç gelişmemiştir. Gebelik hormonları belli bir süre daha etkili olmaya devam eder ve belli bir süre sonra (ortalama 1 hafta içinde) gebeliğin düşükle sonuçlanması beklenir.

Anembriyonik gebelik tanısının kesin olduğu durumlarda tıbbi tahliye uygulanmalıdır. Şüphede kalınan durumlarda ikişer gün aralıklarla tercihan vajinal ultrasonografide gebelik kesesinin büyümesi izlenebilir ve /veya beta HCG değerlerinin normal artıp artmadığı araştırılabilir (beta HCG bu dönemde 48 saatte bir yaklaşık iki katına çıkar ve gebelik kesesi günde ortalama 1.2 milimetre büyür). Gebelik kesesinin büyümemesi, küçülmesi veya gerekenden yavaş büyümesi durumunda yine anembriyonik gebelik tanısı konarak gebelik sonlandırılmalıdır.

Geç gebelik kayıpları genellikle, genetik bozukluktan ziyade rahim ve rahim kanalının yapısal bozukluklarına bağlıdır. Bu yapısal bozuklukların başlıcaları; servikal yetmezlik, rahim duvarı yapışıklıkları ve rahim içi anatomik bozukluklarıdır.

Bozulmuş gebelik

Anembriyonik gebelikle benzer bir durumdur. Sıklıkla gebelik kesesinin düzensiz olarak izlendiği durumlarda bu tanı konur. Normalde yusyuvarlak olması gereken gebelik kesesi düşükten hemen önceki dönemde düzensiz hale gelebilir ve yine sıklıkla kesenin etrafında az miktarda kan birikimi olur. Bozulmuş gebelik ifadesi genellikle bu durumu tarif etmek için kullanılır. Tanı konduktan sonra tıbbi tahliye ile gebeliğe son verilir.

Missed abortion (missed abortus da denir)

Embriyo öldükten belli bir süre sonra anne adayının kanına bazı maddeler geçmeye başlar ve kısa süre içinde gebelik hormonları da azalmaya başlar. Takiben gebelik belirtileri giderek azalır. Döllenen yumurta hücresinin üretilmiş olduğu yumurtalıkta, ovulasyondan hemen sonra çatlamanın oluştuğu bölgede ortaya çıkan ve gebeliğe erken dönemde progesteron desteği veren corpus luteum (korpus luteum okunur) yapısı da çöker. Buna bağlı olarak hormon desteğini yitiren gebelik, uterus kasılmalarıyla kendini dışarıya atma işlemlerine başlar. Bu işlemler genellikle embriyo öldükten sonraki birkaç gün içinde başlar ve bir haftanın sonunda ağrı ve kanamayla gebelik ürünleri dışarı atılır. Embriyonun ölmesinin üzerinden 2 hafta geçmiş olmasına rağmen düşük eyleminin başlamamasına missed abortus (”beklenen ama gerçekleşmeyen” düşük) adı verilir. Bu tanı giderek azalmaktadır, zira günümüzde embriyonun ölü olduğu farkedildiğinde kısa zamanda tıbbi tahliye önerilir. Bu tanı en sık ultrasonda son adet tarihine göre olması gereken embriyo gelişiminin en az iki hafta geri kaldığı ölmüş embriyo (12. haftadan sonra fetus denmelidir) görüldüğünde konur. Tedavi yine gerekli ön tetkikler sonrası tıbbi tahliyedir.

IUMF: Inutero mort fetalis (=fetusun ölmesi)

Fetusun herhangi bir nedene bağlı olarak öldüğünün gözlenmesi durumunda bu tanı konur. Ölüm gerçekleştikten sonra anne adayının kanına geçen bazı maddelerin etkisiyle ve hormonların azalmasıyla sıklıkla en geç iki hafta içinde düşük eylemi kendi kendine başlar. Ancak günümüzde bu tanı konduğunda beklemek yerine gerekli ön tetkikleri takiben tıbbi tahliye önerilir.

Bu aşamada bir konudan daha bahsetmekte fayda vardır: Herhangi bir nedenle embriyo ya da fetus öldüğünde anne adayının kanına geçen maddeler kan pıhtılaşma mekanizmasını olumsuz yönde etkileyen maddelerdir. Bebek öldüğünde gebelik haftası ne kadar ileriyse ve ölümün üzerinden geçen gün sayısı ne kadar fazlaysa kan pıhtılaşmasının olumsuz yönde etkilenme riski o kadar fazladır. Bu pıhtılaşma bozukluğu basit bir şekilde yanlızca pıhtılaşma zamanını hafifçe etkileyen ve uzatan bir bozukluk olabileceği gibi, tüm pıhtılaşma faktörlerinin kısa zamanda tükenmesiyle sonuçlanan ciddi bir durum olabilir. DIC (Disseminated intravascular coagulopathy, yaygın damariçi pıhtılaşması) adı verilen bu durum kanamaya bağlı ölüme bile neden olabileceğinden, bebeğin ölü olduğu saptandığında gerekli ön tetkikler yapıldıktan sonra fazla beklenmeden gebeliğin tahliye edilmesi tercih edilir. Halk arasında bu durum “ölü bebeğin anneyi zehirlemesi” olarak bilinir.

DIC ihtimalini araştırmak için kan pıhtılaşmasını değerlendiren testlerin fetusun ölü olduğu tüm durumlarda yapılması gerekir. Özellikle yüksek riskli durumlarda (büyük gebelik, fetusun uzun zamandan beri ölü olduğundan şüphelenilmesi) tahliye öncesi hastanın kan grubuna uygun olarak taze kan hazır bulundurulması da önemlidir.

Spontan (kendiliğinden) abortus

Bozulmuş gebelik veya anembriyonik gebelik oluştuğunda, bebek öldüğünde yukarıda anlatıldığı gibi fizyolojik mekanizmalar devreye girer ve uterusun içini boşaltarak gebelik öncesi duruma getirmeyi amaçlar. Bu da kendini gebeliğin ilk 20 haftasında kanama, ağrı ve beraberinde “parçalar” düşürme şeklinde gösterir. Gebelik haftası ilerledikçe kaybedilen kan miktarı artar ve düşen “parçaların” hacmi de daha fazla olur. Muayenede serviks (rahimağzı) açıktır ve dışarıya kan ve gebelik ürünlerinin çıktığı gözlenir. Düşük eylemi vücudun kendisi tarafından başlatılmıştır.

Düşük eyleminin kendi kendine başlayıp bitmesi durumunda komplet abortus (tamamlanmış düşük) deyimi kullanılır. Özellikle ilk 6 haftasında veya 14 haftalıktan büyük olan gebeliklerde oluşan düşüklerde sıklıkla komplet abortus oluşur. Muayenede kanamanın az olduğu gözlenirse ve tercihan vajinal ultrasonografide uterusun içinin tamamen boşaldığı gözlenirse ek müdahale gerekmez.

Bazı durumlarda ise düşük eylemi başlar ancak uterusun içinin kendi kendine boşalması uzun sürer ve bazen de tam boşalma hiç gerçekleşmez. Bu duruma da inkomplet abortus (tamamlanmamış düşük) adı verilir. Özellikle 6 hafta ile 14 haftalık gebeliklerin düşükle sonuçlandığı durumlarda zarlar ve yeni gelişmekte olan plasenta uterusa sıkıca tutunmuş olduklarından uterus kasılmaları bu yapıları yerinden söküp dışarı atmakta zorlanır. Düşük eylemi sürdükçe uterus tam boşalamamış olduğundan kanama devam eder. Bu durumlarda hem kanamayı durdurmak, hem de içeride kalan parçaların enfeksiyona yolaçmasını önlemek için kürtaj yapılması gerekir. Kürtaj, gebelik haftasına göre değişmek üzere, 10. haftaya kadar genellikle plastik boru şeklinde aletlerle uterus içinde kalan parçaların temizlenmesi işlemine verilen isimdir. Plastik borular, arka kısımlarına takılan vakumun emici etkisiyle ve yine uçlarının nispeten keskin olması nedeniyle uterus duvarına yapışık halde bulunan “parçaları” uterus dışına çekerler. Bazı durumlarda aynı işlem küret adı verilen metal aletler yardımıyla hafifçe kazınarak yapılması gerekebilir.

Rest plasenta (”parça kalması”)

Düşük sonrası veya yasal tahliye sonrası uterus içinde plasenta ve gebeliğe ait diğer bazı parçaların kalmasına verilen isimdir. Kanamayı durdurmak ve enfeksiyonu önlemek için genellikle kürtaj uygulanması tercih edilir.

Habituel abortus (tekrarlayan düşükler)

Bir kadının en az iki kere (bazı ekollerde üç kere) düşük yapmasına verilen isimdir.

Düşük neden olur?

Oosit (yumurta hücresi) döllendiği andan itibaren gebelik başlar. Döllenen yumurta hücresi Fallop tüpünde ilerleyerek uterus içine ulaşır ve burada en uygun yerde yerleşir. Bu yerleşme (implantasyon) sonrasında beta HCG salgısı başlar.

Doğanın en önemli görevlerinden biri yeryüzünün canlılara sunduğu sınırlı kaynaklarından en mükemmel olan canlıların faydalanmasını sağlamaktır. Bunun için de doğa(l) mekanizmalar yeni canlı oluşumunun her aşamasında ve hatta canlılar dünyaya geldikten sonra da hayatın her aşamasında devreye girerek tüm canlılar bir sınava tabi tutulur, “hatalı” olanlar ortadan kaldırılır ve kusursuz olanlara “yer açılır”. “En mükemmel” olan burada genetik, yapısal ve işlevsel olarak en mükemmel olan anlamında kullanılmaktadır. Doğal seleksiyon (seçim) adı verilen bu fizyolojik mekanizma “hatalı” olan organizmaları bulur ve yukarıda anlattığımız gibi, mükemmel olanlarına yer açmak için bir anlamda kendi yaptığı hataları yokederek düzeltmeye çalışır. En dar anlamda bakıldığında “düşük” bu fizyolojik mekanizmanın dışavurumlarından biri olarak görülebilir.

Doğal seleksiyonun düşük eyleminde en önemli özelliklerinden biri en erken dönemlerde devreye girmesidir. Hata henüz büyük boyutlara ulaşılmadan bertaraf edildiğinde mekanizma daha iyi işler. Bu nedenle her ne kadar “düşük” terimini ilk 20 hafta içinde oluşan bir olay olarak tarif etmiş olsak da aslında düşükler en sık gebeliğin oluştuğu ilk günlerde oluşur ve önemli bir kısmı da henüz adet gecikmesi gibi gebelik belirtileri oluşmadan, yani kadın gebe olduğunu algılamadan meydana gelir. Döllendikten hemen sonra süreç işlemeye başlar ve döllenmiş olan ancak “kalitesi düşük” yumurta hücresi hemen yokedilmeye çalışır. Bu süreç o kadar hassas işler ki, bu aşamadan adet gecikmesi olan gebeliğin dördüncü haftasına kadar oluşmuş olan gebeliklerin yaklaşık %25′i düşükle sonuçlanır. Bu gerçeği beta HCG hormonu ölçüm yöntemleri geliştirildikten sonra anlamış bulunuyoruz. Yukarıda anlattığımız gibi implantasyon (uterus içinde yerleşme) oluştuktan hemen sonra başlayan beta HCG salgısı hassas laboratuar incelemeleriyle ölçülebilmekte ve kadında henüz adet gecikmesi olmadan beta HCG salgısının arttığının gözlenmesiyle gebelik tanısı kesin konabilmektedir (gebeliğin tanısı hakkında daha ayrıntılı bilgi almak için tıklayın). Bu aşamada henüz biyolojik olarak gebelik başlamamış olduğundan ve kan biyokimyasına göre (yani beta HCG artışına göre ) gebelik tanısı konduğundan gebeliğe “kimyasal gebelik” adı verilir.

Doğal seleksiyonun diğer bir özelliği de hatalarını düzeltme yönündeki tutumunu “inatçı” bir şekilde devam ettirmesidir. Kadında adet gecikmesi olduktan sonra da takip devam eder ve tanısı konmuş gebeliklerin yaklaşık %15′i de gebeliğin ilerleyen haftalarında düşükle sonuçlanır. Yani bunun anlamı, oluşmuş gebeliklerin yaklaşık %40′ı düşükle sonuçlanmaktadır! Bu durum doğanın çok hata yapmasından değil, en ufak hataları bile “affetmemesinden” kaynaklanan bir durumdur.

Gebelik haftası ilerledikçe gebeliğin düşükle sonuçlanma olasılığı azalır. Zira doğal seleksiyon süreci “hatalı gebelikleri” sıklıkla erken gebelik haftalarında yakalar ve sonlandırır. Nitekim düşüklerin %80′i gebeliğin ilk 12 haftasında gerçekleşir ve bu haftadan sonra düşük riski giderek azalır. Yapılan bazı çalışmalar bebeğin ultrasonografide kalp atışlarının gözlenmesi durumunda düşük riskinin %3′e kadar düştüğünü göstermektedir.

Yukarıda anlattığımız bu doğal seleksiyon süreci elbette her düşüğün nedeni değildir. Özellikle tekrarlayıcı düşüklerin önemli bir kısmı, kadında varolan bazı yapısal kusurlara (uterus şekil bozuklukları gibi), hormonal dengesizliklere (polikistik over gibi, tiroid işlev bozuklukları gibi), kadında ve /veya erkekte varolan genetik bazı kusurlara bağlı (dengeli translokasyonlar gibi) olarak da oluşabilir. Aşağıda bu nedenlerin daha geniş bir listesini bulacaksınız.

Ancak şunu kesinlikle söyleyebiliriz: Erken gebelikte ortaya çıkan düşüklerin %50’sinden fazlası bebekte tesadüfi olarak ortaya çıkan ve tekrarlayıcı özelliği bulunmayan kromozom anomalilerine bağlı meydana gelir. Düşük esnasında gebelik haftası ne kadar ufaksa nedenin böyle olma olasılığı o kadar yükselir. Bu yüzden de düşük, üreme çağında bulunan kadınların sıklıkla yaşadığı ve çoğunlukla tekrar etmeyen bir durum olarak kabul edilebilir.

Doğal seleksiyon elbette her üretim hatasını saptayamaz ve bazı gebelikler hatalı üretilmiş olmalarına karşın devam eder. Doğal seleksiyon süreci bu hataları gebeliğin ilerleyen haftalarında yakaladığında kendini geç düşükler ya da erken doğum, ölü doğum şeklinde belli edebilir. Esasen erken doğumların bir kısmının nedeni de budur.

Doğal seleksiyon hatalı üretimi doğuma kadar yakalayamadığında yeni doğan döneminde yakalayabilir. Yeni doğan ölümlerinin önemli nedenlerinden biri de anomalili doğmuş bebeklerdir.

Kimlerde düşük yapma riski daha yüksektir?

Anne (ve baba adayının) gebeliğin oluştuğu esnada yaşı ne kadar yüksekse ve kadının daha önceden yaşadığı gebelik sayısı ne kadar fazlaysa gebeliğin düşükle sonuçlanma riski de o kadar artar. Bu doğaldır, zira yaş arttıkça gamet hücrelerinde (kadınlarda yumurta hücresi, erkeklerde sperm) genetik bozukluklar meydana gelme olasılığı ve bu meydana gelen bozukluğun döllenmiş hücreye geçme olasılığı artar. 20 yaşından daha genç olan anne adaylarında düşük riski yaklaşık %10 iken (gebelik tanısı konulan gebeliklerin düşük oranı), 40 yaşından daha ileri yaşta olanlarda bu risk %30 civarındadır. Baba adayının yaşının 40′ın üzerinde olduğu gebeliklerde de düşük riski iki kat artar.

En önemli etken olan anne ve baba adayı yaşı dışında, anne adayında hormonal bazı hastalıklar (polikistik over, hipotiroidi (tiroid bezinin az çalışması)), kronik hastalıklar (özellikle kalp, karaciğer ve böbrek hastalıkları, bazı otoimmun hastalıklar, tüberküloz, kanser, ileri derecede kansızlık), jinekolojik hastalıklar (uterus şekil bozuklukları, uterusta yapışıklıklar, myomlar, tedavi edilmemiş bazı vajinit türleri, sigara ve alkol kullanımı ve mesleki olarak bazı maddelere sürekli maruz kalma da düşük oluşma riskini artırır.

Daha önceki gebeliklerinden biri düşükle sonuçlanmış olan anne adaylarında da yeni bir gebeliğin düşükle sonuçlanma riski hafifçe artar. Daha önce yapılan iki veya daha fazla düşükte ise önceden gerçekleşmiş düşük sayısı arttıkça yeni gebeliğin de düşükle sonuçlanma riski artar. Her ne kadar düşük sayısı arttıkça yeni oluşan bir gebeliğin de düşükle sonuçlanma riski yükselse de, istatistikler üç veya çok daha fazla sayıda düşük yapmış anne adaylarında bile sağlıklı bir bebek doğurma olasılığının %55 ile %75 arasında olduğunu göstermektedir.

Yeni doğum yapmış bir anne adayında doğumdan sonraki ilk üç ayda oluşan gebeliğin de düşükle sonuçlanma riski nispeten yüksektir.

Düşük nasıl belirti verir?

Düşüğün “olmazsa olmaz” belirtisi kanamadır. Erken gebelik haftalarında kanamanın beraberinde ağrı olmayabilir ve “parça düşürme” de “parçaların” ufak olması nedeniyle algılanamayabilir.

Düşük tehdidi nedir?

Gebeliğin ilk yarısında kanama ya da kanlı akıntı olması durumunda yapılan jinekolojik muayenede kanamanın uterus dışında bir yerden gelmediğine emin olunduğunda düşük tehdidi tanısı konur. Bazı anne adaylarında basur kanaması, idrar yollarındaki kanama, ya da serviksteki bir hastalığa bağlı olarak özellikle cinsel ilişkiden sonra oluşan kanama da yetersiz bir değerlendirme sonucu düşük tehdidi sanılabilir. Bu nedenle “düşük tehdidi” tanısını hemen koymadan komple bir jinekolojik ve genital muayene ihmal edilmemelidir. Anne adaylarının çoğu bu muayeneye karşı isteksizdir. Ancak jinekolojik muayene ve/veya ultrasonun düşüğe neden olduğu konusunda bilimsel bir veri bulunmamaktadır. Gebeliğin erken dönemlerinde oluşan kanamanın diğer nedenlerini de asla gözardı etmemek gerekir. Bunlar arasında en önemlileri dış gebelik, mol gebeliği, selim ve habis tümörler, sindirim sisteminden veya idrar yollarından olan kanamalardır.

Beklenen adet döneminde oluşan kanama (”üstüne görme”), implantasyonda (beklenen adetten bir hafta önce) oluşan kanama, 8. hafta civarında plasentanın corpus luteum işlevlerini üzerine almasına bağlı oluşan kanama da sağlıklı seyreden bir gebelikte ender olarak görülen “lekelenmenin” nedeni olabilir.

Düşük tehdidi tüm gebeliklerin %20-25′inde görülen ve özellikle erken gebelik haftalarında %40-50 düşükle sonuçlanan bir durumdur. Düşük tehdidi kanaması genellikle hafiftir ancak günler hatta haftalar sürebilir. Kanama miktarı arttıkça düşük tehdididin düşükle sonuçlanma riski de artar. Gerçek bir düşük tehdidi geçiren anne adaylarında gebeliğin ilerleyen haftalarında da erken doğum, bebekte gelişme geriliği gibi normaldışı bir durum ortaya çıkma olasılığı nispeten artar. Bu nedenle bu tanıyı almış anne adaylarının gebelik döneminde ve doğumdan hemen sonraki dönemde daha sıkı takip edilmeleri uygundur.

Düşük tehdidi tanısı koyabilmek için jinekolojik muayenede serviksin kapalı olduğu gözlenmeli ve ultrasonda bebeğin kalp atışlarının olduğu gözlenmelidir. Bebeğin kalp atışlarının henüz ultrasonla gözlenemeyecek kadar ufak olduğu veya henüz embriyonun bile görülemediği erken gebelik haftalarında ise uterus içinde gebelik kesesinin düzgün yapısının devam ettiği gözlenmelidir.

Düşük tehdidi durumunda ne yapılmalıdır?

Düşük tehdidi tanısı konduğunda cinsel ilişki uterusta kasılmalara yolaçtığından yasaklanır. İstirahat edilmesi de dahil olmak üzere düşük tehdidinde alınan önlemlerin kesinlikle başarılı olduğu yönünde bilimsel veriler mevcut değildir. Progesteron tedavisi sık uygulanmasına karşın bunun da etkili olduğunu söylemek için elimizde yeterli bilimsel veri mevcut değildir. Hatta bazı çalışmalar bu tedavinini önlenmesi imkansız olan bir düşüğü geciktirdiğini göstermektedir.

Düşüklerden sonra mutlaka uygulanması gereken anti-D immunglobulin (Rhogam, yani “uyuşmazlık iğnesi”) kan uyuşmazlığı olan çiftlerde ihmal edilmemelidir.

Gebeliğin sağlıklı olup olmadığını değerlendiren testler

Beta HCG

Beta-HCG, gebelik oluştuktan yaklaşık 6 gün sonra (gebelik ürünü endometriuma yerleştikten sonraki ilk saatlerde) kana geçmeye başlar. Hassas gebelik testleri, kanda beta HCG’yi henüz adet gecikmesi olmayan bir dönemde, son adet tarihinden sonraki 24. günde saptayabilirler. Beklenen adet geciktiğinde kanda beta HCG oranı yaklaşık 100-600 IU/l’dir. Bu seviye 8-10. haftalar arasında 100.000 IU/l’lik maksimum seviyeye ulaştıktan sonra giderek azalır ve 20. haftadan itibaren gebeliğin sonuna kadar 10.000′lik seviyede kalır.

Eczanelerde satılan testler güvenilir midir?

Bu testlerde iki sorun vardır: Öncelikle bu testler idrardaki beta HCG’yi saptadıklarından, kandaki beta HCG belli bir seviyeye ulaşıp idrara da yansıyana kadar, gebelik olmasına karşın negatif sonuç verebilirler. Testin hassasiyetine bağlı olarak, idrarda beta HCG saptanması, adet gecikmesinin bir hafta ile 10 gün sonrasına kadar gerçekleşmeyebilir.

Diğer bir sorun da LH adı verilen ve ovulasyonun yönetiminden sorumlu olan hormon yapısal olarak beta HCG’ye çok benzer ve özellikle eski teknolojiyle çalışan testler LH’yı beta HCG sanarak yanlış bir şekilde gebeliğin pozitif çıkmasını sağlayabilirler. Bu tür testler özellikle LH’nin yumurtlamadan önceki fizyolojik yükseldiği dönemde uygulandıklarında pozitif sonuç vererek yanıltabilirler. Bu yüzden piyasadan satın aldığınız testin özellikleri hakkında bilgi edinmeniz ve mümkün olan her durumda klinik veya hastanelerde kullanılan hassas testleri yaptırmanız daha uygundur.

Gebeliğin seyrinin sağlıklı olup olmadığı konusunda kanda seri beta HCG ölçümleri değerli bilgiler verir. Normal bir intrauterin (rahimiçi) gebelikte 48 saat arayla yapılan ölçümde (kural olmamakla beraber) beta HCG seviyesinin iki kat artması beklenir. Bu artış olmadığında veya düşüş gerçekleştiğinde dış gebelik veya bozulmuş gebelik söz konusu olabilir. Kesin tanı elbette klinik ve ultrasonografi bulgularıyla beraber konur.

Yine kandaki beta HCG seviyesi haftaya göre aşırı yüksek bulunduğunda (çoğul gebelikte olması gerekenden bile yüksek olduğunda) mol gebeliği veya Down sendromu gibi normaldışı bir durumdan şüphelenilebilir. Yine kesin tanı diğer tanı yöntemleri beraberce kullanılarak konur.

Ultrasonografi

Transvajinal ultrasonografi abdominal (karından yapılan) ultrasonografiye göre daha güvenilir bilgiler verir ve gebelik yapıları vajinal yolla bakıldığında abdominal yola göre bir hafta daha erken görülebilir.

Gebelik kesesi çapı, gebelik kesesinin düzenli olup olmaması, yolk sac (yolk sak okunur) adı verilen yapının büyüklüğü ve özellikleri, fetusun boyu ve kalp atışlarının gözlenip gözlenememesi, fetusun kalp atım sayısı gibi özellikler gebeliğin seyri hakkında değerli bilgiler verir. Bunların beraberce veya birbirini takipeden sırada değerlendirilmesi düşük riski olan anne adaylarında gebeliğin durumu hakkında iyi bir kılavuz olabilir.

Beta HCG değerinin 1500 IU/l olmasına karşın transvajinal ultrasonda gebelik kesesinin görülememesi, 6000 IU/l olmasına karşın transabdominal ultrasonda gebelik kesesinin görülememesi durumunda dış gebelik söz konusu olabilir.

Yine transvajinal ultrasonda gebelik kesesi 13 mm. ve daha büyük olmasına karşın yolk sac yapısının henüz gözlenememesi, kesenin 17 mm. ve daha büyük olmasına karşın embriyonun gözlenememiş olması gebeliğin sağlıklı olmadığını düşündürür.

Düşüğün tekrarlama riski nedir?

Bir kez düşük yapan kadının sonraki gebeliğinde tekrar düşük yapma riski %20′dir. Üç ve daha fazla sayıda düşük yapmış bir kadının ise yeni bir gebelikte tekrar düşük yapma riski yaklaşık %50′dir.

Her ne kadar düşük sayısı arttıkça yeni oluşan bir gebeliğin de düşükle sonuçlanma riski yükselse de, istatistikler üç veya çok daha fazla sayıda düşük yapmış anne adaylarında bile sağlıklı bir bebek doğurma olasılığının %55 ile %75 arasında olduğunu göstermektedir.

Düşükten ne kadar sonra gebe kalınabilir?

Bir kez düşük yaşadıysanız, yaşadığınız düşük mol gebeliğine bağlı değildiyse, düşük sonrasında aşırı kanama, enfeksiyon gibi normal dışı bir durum söz konusu olmadıysa, tedavi gerektiren bir hastalığınız yoksa yaşadığınız düşük muhtemelen tekrarlayıcı özelliği yüksek olmayan bir düşüktür ve ileri inceleme gerektiren bir durum da değildir. Kendinizi psikolojik olarak yeni bir gebeliğe hazır hissettiğinizde yeniden gebe kalabilirsiniz.

Yukarıdakilerden daha farklı bir durumdaysanız (birden fazla düşük, mol gebeliği, düşük sonrası problem, kronik bir hastalığın varlığı gibi) doktorunuza danışmalı ve gerekli inceleme ve tedaviler sonrasında gebe kalmalısınız.

Bayram tebrigi mesajı

Tüm müslümanların mübarek ramazan bayramlarını kutlar en içten dileklerimizle sağlıklı, mutlu ve bir arada ramazanlar dileriz…
Hayatınızdan tad alın depresyona kafayı takmayın…

Aft nedir ?

AFT TARİFİ
Aft ağız içerisinde sıklıkla yanak ve dudak mukozasında, dil üzerinde, yumuşak damakta, farenkste, diş eti üzerinde görülen solgun sarı-kırmızı hale ile çevrili oldukça ağrılı ülserleşmiş lezyonlardır. Toplumun %18-20 az ya da çok aft sorunu ile karşı karşıyadır. Bayanlarda daha sıklıkla rastlanır. Aft genellikle tek olarak seyretse de aynı anda birkaç bölgede birden görülebilmektedir.

Aftın oluş nedenini belirlemek için çeşitli araştırma yapılmıştır. Ancak aftın oluşumunu hızlandırıcı ve seyrini kötüleştirici birçok faktör faktör saptanmasına karşın oluş nedeni tam olarak belirlenememiştir.

Bu nedenle aft oluşumunu hızlandıran ve iyileşmesini geciktiren faktörlerden bahsetmek mümkündür.

Aft oluşumunda hangi faktörler önemlidir?

STRES

Günümüzde migren, yüksek tansiyon ve gastrit gibi birçok hastalığın nedenleri arasında kabul edilen stres aft oluşmasının en önemli nedenlerinden birisidir.

Hanımlarda premenstural gerginlik(adet öncesi dönem) de aft oluşumunu hızlandıran faktörlerdendir.

YİYECEKLER

Turunçgiller, sirke, turşu, patates cipsi, tuzlu ve baharatlı çerezler gibi ağız mukozasını tahriş edebilen yiyecekler aft oluşumunu hızlandıran önemli faktörler arasında sayılmaktadır.Bunların yanı sıra bazı bünyeler için alerjik olabilen kara buğday, çavdar, arpa, çikolata, fındık, kabuklu deniz hayvanları, soya, domates, bazı patlıcan, elma, incir, peynir gibi yiyecekle.de aft oluşumunu hızlandırırlar.

TRAVMA

Yanak dil dudak ısırma, sert yiyeceklerin tahrişi ve yumuşak olmayan diş fırçalama işlemleri ve iyi adapte olmayan protezlerin neden olduğu vuruklar aft için uygun zeminin oluşmasına yardımcı olurlar.

DİŞ MACUNU

Diş macunlarının temizleme özelliğini artırmak için köpük yapıcı olarak yapılarına katılan “sodyum lauryl sulhate” ( SLS ) mukoza hücrelerinin yıkımını artıran tahriş edici bir kimyasaldır. SLS bu özelliği ile aft oluşumu üzerine direkt etkili olan bir maddedir.

Özellikle aft sorunu olan kişilerin kullanabilmesi için günümüzde daha az oranda (%1.25) SLS içeren diş macunları üretilmektedir. (Tom’s of Maine Natural Toothpaste , Oral-B Sensitive Fluoride Toothpaste.)

SİSTEMİK HASTALIKLAR

Behçet Hastalığı: Genital ülser, konjuktivit, retinit, lokositoz gibi, birçok sistemik belirtiler yanında ağız içerisinde oluşan tekrarlayıcı aftlarla kendini gösteren bir hastalıktır.

Birçok malign ve otoümmin hastalıklarla birlikte de tekrarlayıcı aftlar görülebilmektedir.

DİĞER NEDENLER

B12 vitamini ve demir noksanlığı,sigara içme, tütün çiğnemenin gibi alışkanlıkların de aft oluşumuna katkıda bulunan önemli faktörler olduğu bilinmektedir.

Tedavi

Aftlar herhangi bir tedavi uygulanmasa da genellikle 7-10 gün sonra kendiliğinden iyileşmektedir. Aft sorunu ile karşı karşıya olanların aşağıda sıralanan işlemlerden birini yada birkaçını uyguladıklarında daha rahat bir periyot geçirmeleri mümkündür:

Ağrıyı azaltmak ve iyileşme periyodunu kısaltmak için:

Sıcak, asidik ve tahriş edici gıdalardan kaçınılmalır.

“2% hydrogen peroxide” solusyonuna batırılan pamuk yada gazlı bez ile aft bölgesi temizlenebilir.

Su ile karbonat karışımından hazırlanan ince yapılı bir krem aft üzerine sürülebilir.

Yarım bardak suya yarım kaşık tuz ilavesi ile elde edilen solusyonla günde üç kez gargara yapılabilir,

Yemeklerden önce aft bölgesine “xylocaine” solusyonu ya da ağız için hazırlanmış anestezik kremler uygulanabilir.

Aft üzerine uygulanacak “orabase”, “Gly-oxide”, “Cankaid”,”Ambesol” gibi ağız içi kremler uygulanabilir.

“sucralfate” tableti ılık suda eritip gargara yapılabilir.

Özellikle aftı başlangıç aşamasında “tetrasiklin” tableti suda eriterek elde edilen solusyon ile gargara yapmak aftın fazla büyümesini engeller ve ağrıyı azaltır.

Gene aftın başlangıç safhasında bölgeye bir topikal steroid “%0.1 lik triamcinalone” uygulanması ya da steroidli bir gargara “betamethasone syrup” ile gargara yapmak aftın fazla büyümesini engeller ve ağrıyı azaltır.

“Chlorhexadine” gargaralar iyileşme periyodunu kısaltır.

“Tetrasiklin” şurup la hazırlanan 12,500 unite “nystatin”, 1.25 mg “diphenhydramine”, ve 0.25 mg/m “hydrocortisone” karışımı ’shotgun’ solusyonu olarak kullanılabilir.

Nemlendirici Krem Ve Tuzla Peeling

Yüzümüze nemlendirici krem ve tuzla peeling yapalım. Krem cildimizi derinlemesine nemlendirirken tuz ölü derileri ve akneleri derinlemesine temizler.

Bir çorba kaşığı nemlendirici kremin içine bir tatlı kaşığı tuz ilave ederek karıştıralım. Hazırladığımız malzemeyle yüzümüze masaj yaparcasına, cildimizi hırpalamadan on dakika boyunca  peeling yapalım. Yüzümüzü ılık suyla yıkayarak kurulayalım. Cildimiz kadife gibi yumuşacık ve pürüzsüz olacaktır.

Bu uygulamayı haftada bir defa yapabilirsiniz.

AĞRILI CİNSEL İLİŞKİ (Disparoni)

Nedir…?

Cinsel ilişki sırasında ya da
sonrasında acı duyulması disparoni olarak adlandırılır. Erkekleri de
etkileyebilmekle birlikte genellikle kadınlarda görülür. Disparonisi olan
kadınlar sıklıkla vajina, klitoris ve labialarda (iç ve dış dudaklar) ağrı
duyabilirler. Disparoni nedenleri çok olmakla beraber hemen hepsi tedavi
edilebilir niteliktedir. Yaygın sebepler şunlardır ;

Lubrikantların yokluğuna bağlı olarak gelişen vajinal kuruluk

Atrofik vajinit (sıklıkla menopoz sonrası kadınlarda görülen vajinal
mukozanın incelmesi durumu)

Bazı ilaçların yan etkileri (örneğin
antihistaminikler ya da tamoksifen )

Sentetik iç çamaşırları,
spermisitler (gebeliği önleyici maddeler) ve vajinal yıkama materyallerine karşı
oluşan alerjik durumlar

Endometriozis: uterusun en iç tabakası olan
endometriumun normal yeri dışında pelvis içinde, farklı yerlerde de bulunması ve
büyümesi nedeniyle, başta kısırlık olmak üzere pelvik ağrı ve disparoni ile
seyredebilen hastalık

Vulvo – vajinal vestibülit

Vajinal bölgeyi
etkileyen cilt hastalıkları

Üriner sistem hastalıkları,vajinal mantar
hastalıkları,cinsel yolla geçen hastalıklar

Psikolojik travma (özellikle
çocukluk yaşlarında olmakla birlikte ergenlikte de yaşanmış olan cinsel taciz
veya benzeri ruhsal travmatik
olaylar)

Belirtiler…

Disparonisi olan
kadınlar vajina girişinde yüzeysel bir acı duymakla birlikte, penisin daha ileri
girişlerinde daha derin acı duyabilirler. Bazı kadınlar genellikle bu acının
verdiği korku ile ilişki sırasında, vajinal kasların, penisin içeri girmesine
engel olacak kadar sıkı şekilde kasılmasıyla seyreden ve vajinismus denen klinik
tabloya maruz kalabilirler.

Teşhis…

Disparoninin teşhisi
tipik olarak sizdeki belirtilere bağlıdır. Tıbbi ve seksüel hikayenizle birlikte
jinekolojik muayenenin de yardımıyla doktorunuz bu şikayetlerinizin nedenini
bulmaya çalışacaktır.

Acının, genital organlara dokunmakla mı yoksa erken
ya da derin penetrasyonla (girişle) mı oluştuğunu ayırt etmek, nedeni bulmak
için önemli bir anahtardır. Doktorunuz acının yeri, süresi ve ilişki sonrasında
ne kadar sürdüğünü de soracaktır. Ayrıca şu sorular da doktorunuz tarafından
sorulabilir ;

Daha önceleri, seksüel hayatınızda hiç ağrılı bir cinsel ilişki
deneyiminiz oldu mu ? veya en başından beri tüm cinsel ilişki deneyimleriniz
ağrılı mı idi ?

Hiç uygun bir kayganlaştırıcı kullandınız mı ve eğer
kullandıysanız ağrıda azalma oldu mu ?

Seksüel hayatınızla ilgili
bilgiler (özellikle cinsel yolla geçen hastalıklar konusunda riskli
deneyimleriniz oldu mu ?)

Daha önce hiç cinsel tacize uğradınız mı ? ya
da bir şekilde cinsel organlarınız travmaya maruz kaldı mı ?

Eğer orta
yaşlarda iseniz ve düzensiz adet sikluslarınız(dönemleriniz), sıcak basmaları
veya vajinal kuruluk şikayetleriniz de varsa muhtemelen atrofik vajinit
hastalığı olabilir (menopoz sırasında östrojen hormonunun azalmasına bağlı
olarak vajinal mukozanın incelmesi).

Eğer yeni anne olmuşsanız ve
bebeğinizi emziriyorsanız, emzirme olayı da vajinal kuruluk ve buna bağlı olarak
disparoniye neden olabilir.

Bu fizik muayene sırasında doktorunuz
vajinanızı kuruluk, yangı ve özellikle mantar ve herpes başta olmak üzere
enfeksiyonlar, genital siğiller ve varsa yara izleri açısından
değerlendirecektir. Ayrıca doktorunuz endometriozise ait olabilecek pelvik bir
kitle ya da hassasiyet olup olmadığını anlamak için bimanuel (iki elle) muayene
ile iç genital (üreme organlarıyla ilgili) organları da değerlendirecektir. Ve
eğer gerek görürse bu şikayetlerinizin artmasına neden olabilecek, cinsel taciz,
travma ya da anksiyete gibi konular için başka bir uzmanla konsültasyona
gidebilir.

Ne kadar
beklenmeli…?

Şikayetlerinizin süresi tamamen altta yatan nedene
bağlıdır. Eğer uygun olmayan bir lubrikant kullanımı nedeniyle oluşan bir
vajinal kuruluk sözkonusu ise daha uygun birini kullanmakla belirtiler hızla
gerileyecektir. Eğer vajinal kuruluğun nedeni atrofik vajinit ise bir ya da iki
haftalık lokal-vajinal bir östrojenli krem kullanımı ile düzelecektir. Eğer bir
üriner enfeksiyon ya da vajinal mantar hastalığı mevcutsa, bir haftalık bir
antibiyotik tedavisi ile enfeksiyonla birlikte disparoni de yok olacaktır. Eğer
cinsel yolla geçen bir hastalığa maruz kalmış olmanız nedeniyle disparoni varsa
bunun tedavisi de antibiyotik ile olacak ama muhtemelen biraz daha uzun
sürecektir. Disparoninin nedeni liken planus veya liken skleroz gibi bir cilt
hastalığı ise steroidli kremlerle tedavi uygulanacaktır ancak bu da uzun bir
süre alabilir. Eğer disparoni aylar hatta yıllar gibi uzun bir süreden beri
varsa muhtemelen olaya psikolojik faktörler de eklenmiştir ve bu durumda
belirtiler daha da artmadan uzun süreli bir terapiye ihtiyacınız
olabilir.

Korunma…

Cinsel taciz ya da travma gibi bazı
disparoni nedenleri elde olmasa da diğer disparoni nedenlerinden önlemler almak
yoluyla korunmak mümkündür;

Sıkı giysiler giymeyerek, pamuklu iç çamaşırı kullanarak, hijyenik
faktörlere daha dikkat ederek (sık iç çamaşırı değişmek ve genital bölgeyi
mümkün olduğunca terden ve nemden uzak tutmak gibi) ve yüzme sonrasında ıslak
mayonuzu değiştirerek vajinal mantardan büyük oranda korunabilirsiniz

Üriner enfeksiyonlardan korunmak için ve cinsel ilişki sonrasında
mümkünse işeyiniz ve tuvalet sonrası cinsel organınızı önden arkaya doğru
siliniz.

Cinsel yolla geçebilen hastalıklardan sakınmak için öncelikle
tek eşliliği tercih ediniz veya mutlaka prezervatif kullanınız.

Vajinal
kuruluk varsa uygun bir lubrikant kullanınız ve eğer kuruluk atrofik vajinit
gibi bir duruma bağlıysa tedavisi yoluna gidiniz.

Eğer endometriozis
varsa ilişki sırasında derin penetrasyondan (girişlerden) kaçınınız ya da
nispeten daha az ağrılı olan adet sonrası ilk ya da ikinci haftalarda cinsel
ilişkiye giriniz.

Tedavi…

Tedavi, disparoni
yapan nedene bağlıdır ;

Rahat ve sorunsuz bir cinsel ilişki için klitoral uyarının yeterince
fazla olmasına dikkat edin ve uygun bir lubrikant kullanın

Vajinal
mantar enfeksiyonları için antifungal(mantara karşı) ilaçlar kullanın

Üriner sistem hastalıkları ve cinsel yolla geçen hastalıklar için uygun
antibiyotik kullanın

Ağrılı yangılardan kurtulmak için uygun oturma
banyoları tatbik edin

Vajinal bölgedeki cilt hastalıklarının tedavisi
hastalığa göre çeşitlilik gösterir (örneğin likenlerde steroidli pomat
kullanılır)

Ne zaman doktora
başvurmalısınız..?

İlk birkaç cinsel ilişki deneyimi bazen pek de
rahat olamamakla birlikte asla acı verici olmamalıdır. Eğer ilişki sırasında ya
da sonrasında ani bir ağrı olmuşsa mutlaka doktorunuza görünün. Cinsel ilişkide
duyduğunuz ilk ağrı sonrasında hemen doktora başvurmanız, cinsel ilişkinin
ağrılı bir iş olduğu şeklindeki yanlış bir fikrin, saplantı olarak bilinç
altında yer etmesine izin vermemek açısından önem
taşımaktadır.

Takip…

Disparoninin nedenlerinden bir çoğu
ilaçlarla tedavi edilebilecek olan fiziksel durumlardır. Buna rağmen, uzun
süredir disparonisi olanlar ya da cinsel taciz veya travma nedeniyle disparoni
hatta vajinismus gelişmiş olan kadınlar daha uzun ve ayrıntılı takip ve tedaviye
gereksinim duyabilirler.

←Older   
sohbet